4 Temmuz 2011 Pazartesi

Elveda Aslan Yürekli


8 Temmuz 2010 günü açıklanmıştı Lorik Cana transferi. 4 gün daha kalmış olsaydı tam 1 yılı dolacaktı kulüpte. BAM üçlüsü ile adeta kangrene dönen orta sahamıza ilaç olsun diye alınmıştı. Sezon başında sakatlıktı falan derken ilk haftalarda forma şansı bulamadı. Oynamaya başladıktan sonra ise önce Rijkaard gitti. Sonrasında Hagi dönemi başladı. Hagi'nin ilk maçı olan Fenerbahçe maçındaki sert oyunu ile rakibi bezdirmişti adeta. Sahada herkese kabadayılık taslayan Emre yanına yaklaşamıyordu Cana'nın ve o gün alınan puanda en büyük pay sahiplerinden biriydi gizli kaptan Lorik.


Sonraki dönemlerde Hagi onu stopere Neill'i ise orta sahaya çekmişti. Göbekte sert ve yıldırıcı futbol yerine Neill'in zekasını tercih etmişti. Birkaç maç bu denemelerden sonra tekrar orta sahada yerine döndü. TT Arena'nın açılış maçında Ajax ile oynanan mücadelede Eriksen'in tekmesine kafasını uzatması akıllarımızdan nasıl çıkar.

Cana'yı sahada gördüğümüz her an emin olduğumuz birşey var ki o da hiç değilse bir kişinin terinin son damlasına kadar mücadele edeceğini bilmemizdi. Zaten ilk geldiğinde ne demişti; "Savaşa gidilmesi gerekiyorsa en önde ben giderim". Fatih Terim geldikten sonra ben Cana'nın onun sisteminde önemli bir yer tutacağını düşünüyordum. Geçen sezon ligin ilk yarısında yanında BAM üçlüsü varken göze çarpan tek isimdi. İkinci yarıda ise yanına Yekta ve Culio gelince performansı daha da artan bir isimdi Cana. İmparatorun elinde böyle bir oyuncu varken vazgeçmeyeceğini umut ediyordum. Ama sonradan kaleci için Muslera'da karar kılınması ve Muslera'nın bonservisine çok fazla para ödemek istemeyen takımımız zaten Cana'yı devre arasından beri isteyen Lazio ile takas konusunda mütabakata vardı. Muslera gibi bir kalecinin takıma katılacak olması elbette çok önemli çünkü kaleci sıkıntısı Mondragon gittiğinde beri bizim en büyük dertlerimizden birisi. Ancak yine de Cana'nın gidişi benim içimi çok acıtıyor. 

İlk geldiği gün yaptığı konuşmasında kontratım 4 yıllık ve sonun kadar kalmak istiyorum diyordu. Oldu mu bu ayrılık be Cana. Daha çok erken değilmiydi. Keita'ya da doyamamıştık gitmişti. Cana'da belkide en iyi performansını göstereceği sezonda takımdan ayrıldı. Geçen seneki rezalet orta sahadan sonra bu kadar yatırım yapılan bir orta sahada mutlaka Cana'da kalmalıydı. Çünkü Galatasaray'ı benimseyen ender isimlerden biriydi. Hatta transfer olduğu dönemde babası Agim Cana, Lorik ile ilgili bir transfer hikayesini anlatmıştı: "8 yıl önce Lorik, Paris Saint Germain'de oynarken, menajer Ceylan Çalışkan Beşiktaş adına resmi teklif yaptı ve Beşiktaş'ın onunla ilgilendiğini söyledi. O ise 'Bir gün Türkiye'ye geleceğim ama geleceğim kulüp sadece ve sadece Galatasaray olabilir' dedi. Zaten Kosovalıların yüzde 95'i Cimbomlu, şimdi Lorik ile yüzde 100 Cimbomlular". 

Şimdi hem Kosova'daki Cimbomlular hemde biz üzgünüz. Elveda gerçek Galatasaray'lı aslan yürekli Lorik. İnşallah gün gelir yollarımız bir kez daha senle kesişir. 



1 yorum: